16 Ekim 2022 Pazar

KARA

Soluğu kesildi bülbülün 

Kanatları siyaha boyandı 

Yıkıntılar arasında bir hıçkırıktı adı 

Soluğu kesildi bebeğin

Ağlayan teni bi bilinmeze boyandı

Hıçkırıktı adı ağlamaların

Bir yıl önce o salonda

Yüreğine vura vura adalet haykıran gururlu yazmanın

Tam da bugün bi benzeri yazıldı 

Havada boğuk bi bıkkınlık

Denizde koyu karanlık

Kadere inananlar için gecenin gölgesi yalnızca

Soluğu kesildi dalganın

Dalgası bile ağladı ölüme

Yıkıntılar içinde emekti adı

Boğuldu sesi, sevdası

Boğuldu dalgasız denizin kavgası

11 Ekim 2022 Salı

Fatsa

 



 Fatsa'da bir gece vaktiydi. Dalgalar siyahlar içindeki suda ışığın beyaz aksini göstererek akmaktaydı kıyıya. .Kıyıda ben vardım, düşlediklerim ve gerçekleşemeyecek olanlarım vardı. Sonra dalgalar duruldu, ben dinlendim. O anda kulağıma bi fısıltı kondu. Fısıltı büyük bi yakarışa dönüştü. Bir türkü yükseldi önce göğe sonra yüreğime. Hikayesini bilmediğim ve asla öğrenemediğim bi adam denize karşı bi türkü yaktı inceden. Maphushanelere güneş doğmuyor dedi adam. İçimde bi şeyler havalandı, gözlerim doldu. 

Fatsa'da bir gece vaktiydi. Etrafta yabancılığın sesini içli bir türkü sesi bölmüştü. Ben o gün bir türküye sessizce eşlik ettim. Bir hikayeyi kendi cümlelerimle tamamladım ve ilk defa bir bilinmezi bilmeye çalışmadan; olduğu gibi kabullendim.

31 Temmuz 2022 Pazar

KENDİNE DENEME2



Hissetmiyorum uzun zamandır. Yaptığım tek şey kendime "küçük sevinçler bulmak". Diyor ya hani

 "Bir cümle.. 

  Bir insan.. 

  Bir dost sıcaklığı... 

  Bir çocuk gülümsemesi gibi

  Küçük sevinçler bulmalıyım..."

Arıyorum, hep aradım. Bir anlamdı aradığım yaşadığım hayata, yaşamaya biçebileceğim ve zihnimi rahatlatacak bir anlam. Sürüden ayrılmaya başladığını fark ettiğinde öyle olur çünkü. Başka bir sürü bulamazsın sürüden ayrılanların arasında. Alışmışsındır ama bir sürünün parçası olmaya. Zor gelir anlam bulmak. Bulduğunu zannedersin, beylik beylik konuşursun soranlara. Seyirci kalmamak için dersin, gururla (!) Gözün açılır sonra... 

Ne için? Neden? 

Aynada gördüğüm bir dev mi gerçekten? Yoksa insanlık sığlaşıyor mu kuruyan denizler gibi? Gözlerime bakıyorum aynada, dimdik bakıyorum o surata. Kimsenin bilemediği değişenleriyle inceliyorum onu. Ayna kırılsa bir masalın parçası olur muyum ben de? Kaybolabilir miyim bana biçilen masalda? Ben bile bilemiyorum hangisi gerçek benim. Bir yarayla yaşamaya alıştım. Tıpkı Elwood ve Harvey gibi. Beklentisizlik mi beni böyle korkusuz yapan yoksa kendime bir rol mü bu biçtiğim? Bir süredir televizyon izlemiyorum belki de o yüzden böyleyim. Gideyim bir kahve yapayım bari. Bu kez bana, Harvey'e bir de zihnimize...

 


17 Temmuz 2022 Pazar

AĞAÇ

 


Gözyaşımı asmışım ağaca

Sallanır durur kirpiklerim

Ve söylenir durur yaşam

Aynaya susar akan nehir 

Ben yaşama susarım

Gözyaşımı asmışım ağaca

Sular acı toprağını damlalarım

Ve beslenir büyür yaşam

Yüreğime susar gökyüzü

Ben yalnızlığıma susarım

Gözyaşım, ağaç ve insanlık susar!

Ölüme, yaşama, antik kent sıcağına susar.

Ben, ben yalnızlığıma susarım

SENİ SÖYLEYELİM

 

Sen güzel insan

Seslendiğim sensin evet

Hatırla istiyorum bazı şeyleri

Şu eski günleri mesela

Şu umutlu ve inançlı olduğun o gençliğini

O indirdiğin gözlerin dimdik baksın bana

Ne büyük bir hayalmiş dediğin 

İçini kemiren geçmiş 

Bir perde gibi inmesin gözlerinden geri

Ne de mutluydun hatırlasana

Ne de coşkuluydu yüreğinin en saklı köşesi

Ve sen güzel insan sen

Anlat bana geçmişini 

Yağmur yağacak diye dökemediğin kelimelerin dökülsün artık

Birikintilerin bir kağıt gemi olup aksın dışarı

Korkarak nasıl yaşar bir insan?

Korkma dökülsün gözünün pınarı

Ben tutarım ellerini, ben dinlerim seni

Seni dinledikçe belki ben de bilirim o coşkuyu

Ah geçmiş diyerek 

Belki ben de daha bir inanırım yaşadığıma

Belki bir kez olsun unuturum da bir oyuncak olduğumu

Gerçeğin ta kendisi gelirim kendime

Küçük bir çocuğun sıkılıp bir kutuya hapsettiği bir oyuncak olmam da

Başka bir diyarın bir insanı olurum ben de

Bu senin borcun bana, bize

Kelimelerimizden ve düşüncelerimizden başka

Neyimiz var ki şu kumdan saatin içinde?

Kum taneleri ve sen

Kum taneleri ve ben

Bana anlat bendeki seni

Anlat ve rahat bir nefes al artık!

Denizi rahat bırak ki aksın derine

Uçurtmayı bırak ki uçsun gönlünce

Bi nefes bırak ki şu eskilere gizlediğin 

Büyük kelimeler çıksın yüz üstüne

Ve sen karış bize

Ve biz seni söyleyelim yine...10 kasım 2015

MASAL

 

Ateş düştüğü yeri yakarmış

İnsan insanı çok da kolay harcarmış

Ve o esmer yüzünde parlak gözleriyle o çocuk

O çocuk silahla oynarmış

Bir masal değil bu yaşananlar 

Çünkü masallar ders verir

Bir masal değil tüm geçip giden

Çünkü o oyuncak silah gerçekmiş be arkadaşım

Çünkü o oynayan çocuklar büyüyecek

O dinlenen masallar kazınacak hafızalara 

Çünkü kalpler garip bir hüzne boyanacakmış

Çünkü insanlar kandırılacakmış be arkadaşım

Yok buna bir diyeceğim

Ateş düştüğü yeri yakıyor işte 

Ama ne için neden?

Yaşamak için mi iyi huzurlu günler için mi?

Ne büyük ironi ama

Yaşamak için yaşatmamak 

İyi için kötü olmak 

Ne büyük ironi... 2015


KISA

 

Bir dizede kaybolmak

Sadece tek bir cümleye ait olmak gibi bir şey

Küskün pınar tersine akar... 2014

PENCERE CAMI

 

Arkadaşım neredesin?

Çıkmıyor sesin soluğun ne zamandır

Yoksa korkuyor musun yaşamaktan?

Acı mı veriyor anıların?

Yine ıslanırım diye sokağa çıkmıyor musun yoksa?

Bak ben oturmuş bir pencere camından seni seyrediyorum.

Şu hayatı bile düşünmeden hızlı hızlı geçişini izliyorum

Şu değmeyeceğini bile bile ömrünü tükettiğin işine gidiyorsun yine.

Ne benim farkımdasın  ne de düşüncelerimin

Ama ben senin farkındayım!

O pencere camından izliyorum bıkkınlığını

Dile getiremediğin o kelimeler yağmur damlalarıyla yığılıyor üstüne

Arkadaşım dur bi soluklan

Ne bu acelen?

Yorulmadın mı bir kum saatinin içinde yaşamaktan?

Zamanın dolduğunda geri çevrilmeyi umut etmekten ve 

Ummadığın bir zamanda saçılmaktan umutsuzca 

Yorulmadın mı?

Bugün hava yağmurlu 

Yine o pencere önündeyim

Ve uzun bir sessizlik

O ritmi yağmur atışması ve nefesimin camdaki buğusu

Bi gülücük koydum cama

Belki eser ya aklına 

Şu yağmurda kendini dinlersin

Ve bir pencere camına bakıp gülümsersin...



DERVİŞİN AŞKI

 

Dervişe sormuşlar aşık oldun mu diye

Düşünmüş derviş, düşünmüş düşünmüş

Güne, aya, yıla baka baka düşünmüş

Aşk nedir ki demiş kendine 

Dağa sormuş aşk ne diye 

Dağ demiş ki aşk düzlüklerdir,

Çiçeğe sormuş aşk ne diye

Kokumdur demiş çiçek kendini beğenmişçe

Derviş devam etmiş aramaya

Küçük bir çocuğa rastlamış yolda

Aşk nedir küçüğüm demiş 

Bilmem şeker mi demiş çocuk

Bu kez derviş güneşe sormuş 

Ey güneş söyle şu aşk ne?

Güneş aşk sensin demiş dervişe 

Derviş şaşırmış ben nasıl aşk olurum?

Gülmüş güneş, bak dünyaya demiş dervişe 

Bak şu hayata, kimse soruyor mu güneşe aşkı?

Aşk fark etmektir derviş

Sen beni fark ettin aradın durdun yıl yıl için 

Aşk ben fark edendir o da sensin demiş güneş 

Ve sormuş, söyle bakalım derviş hiç aşık oldun mu?

Derviş demiş ki aşk aramaktır buldum onu 

Ama ben dervişim aramaktır benim olan

Aşkı aradım ama hiç aşık olmadım güneş 

Aşkı aramak varken aşık olmak niye?


16 Temmuz 2022 Cumartesi

BALIKÇI TEKNESİ

 

Kafamın içinde kopan o kadar fırtına var ki 

Durulmuyor denizim

Yolunu bulmaya çabalayan geçe kalmış bir balıkçı teknesi

Dalga bir oyana iteliyor bir bu yana

Çarpa çarpa ilerliyorum yoluma

Bakıyorum da kimse çıkamamış kıyıya

Batık yitik bir gemiyim

Dibe vuruyor dünyam 

Dip ve ben yoldaşız denizin derinlerine

Çok insan var derinlerde 

İstesem de konuşamam onlarla

Çünkü biz dalgaların çarptığı 

Karanlık bir kilit vurduğu kelimelerimize 

Biz nefesini, düşüncelerini ve hayallerini

Dipte bir balık sürüsüne emanet etmiş bir yeşil yosunuz!

Kim çıkarabilir bizi bu batık dünyadan? 

Kim uzatabilir ellerini?

Biz kaldık burada arkadaşlar

Elimizden gelen tek gerçek 

Daha fazla dalgalanmaması denizin

Çünkü o zaman 

O zaman gemiler batmaz!

O zaman ellerini çenesine dayamış çocuk görür balıkçı teknesini

Der ki babam geliyor. 

Ve kavuşur çocuk babasına 

Liman teknesine

Biz mi bizim için kurtuluş yok. 

Deniz içine aldı mı insanı bırakmaz..2014



ATLILAR

 

Atlılar geliyor 

Keman yayından çıkan gıcırtılar gibi 

Hızlı, ürkek ve keskin

Çamura saplanmış yüreğim 

Çamura saplanan atlıları izliyor

Atlılar geliyor

Kalbime, düşüncelerime ileteceği haberleri var. 

İyi mi kötü mü kestiremediğim bir ıssızlık içimdeki 

Bi bilinmezlik içindeyim, kapalılık

Tek açık şey yazdığım kelimeden ibaret

Etraf koyu, pusuya yatmış rüzgâr

Ve ben üşüyorum

Ve ben aslında haberi içten içe biliyorum...2014


DENİZİ ÖZLEDİM

 

Küçük bir çocuğun dilinden 

Bir otobüs koltuğuna yayılan 

"Denizi özledim" olsam keşke 

Ya da ne bileyim küçülsem küçülsem

"Hoşça kal deniz yarın yeniden geleceğim" desem de

Dalgalarla gelen cevabı izlesem yine

Şimdi büyüdüm diğerleri gibi

Denize selam veren o küçük çocukların büyüdüğü gibi

Yıllar fark etmeden ne de büyük kayıplar bırakıyor bende, bizde

Ben büyüdüm uzunca bir zaman oldu denize selam vermeyeli

Ben büyüdüm ve o çocuk da büyüyecek

Hadi kızım oku, yaz 

Büyük bir sansüre uğrayarak büyüyecek o kız da

Ben seni öyle görünce küçük kız 

Büyüdü gözlerim, zihnim

Ve hatırladım bendeki denizi 

Artık denizi yaşıyorum yine,

Ve fark ediyorum ki 

Ben denizi çok özlemişim

Önümüz kış ve ben en çok da kışın özlerim denizi.. 2014

BÜYÜYEN ÇATLAK

 

Bana beni anlat küçük 

Şu içimdeki gerçek beni

Ben beni kaybettim ararken onu

Şimdi ne ben benim

Ne de buldum aradığımı

Ben büyüyen çatlak 

Onaramadan beni 

Sıvayamadan kalbimi, beynimi 

Ben büyüyorum sıcak gökyüzünde

Kapatmış gözlerimi güneşe selam veriyorum

Ve ben büyüyen çatlak 

Her sarsıntıda ölüme yürüyorum

DENİZİN TUTSAĞI

 

Nine balık uyumuş

Ve kimse bilememiş 

Küçük karabalığı

Bir karabalığım ben de

Yeni diyarlar, yeni yeniler arayan kendine

Ama bulamadım ben

Ne içimi anlatacak resim 

Ne sesimi duyacak bir gökyüzü

Ben hep zincirlere rastladım

Kayıp, ıssız ve yıkık

Önceleri dedim ki arıyorum ya

Derviş miyim ben?

Sonra bana kalan vazgeçmek

Bir derviş kadar bile kıymetim yok benim

O arar  ötesini düşünmeden ya ben

Sonu bitiriliveren bir karabalık

Düşünür dururum kendi sonumu

Beni okuyan insan 

Bari sen getir sonumu

O zaman, işte o zaman kaybolmam

O zaman limanlar yutmaz beni 

Yosundan zincirler çevreler içimi

Ve beni denizin tutsağı yapar

Ve ben, sonunu bilen tutsak 

Kurtulurum bu belirsizlikten

Denizi dinler ve bir korkağı oynarım 

Böylesi daha kolay

Böylesi daha belirgin 

Ve böylesi daha acımasız     29 eylül 2014




14 Temmuz 2022 Perşembe

ŞİİR


Şiir düşüyor saçlarıma

Bir beyaz şiir

Uzatsam elimi, tutarım gözyaşlarımı

Uzatsam yüzümü, yıkanırım sularında

Şiir düşüyor ellerime ve oradan kaldırıma

İki düşkün yürüyoruz kaldırımda

İnsanlar geçiyor rengarenk

Beyaz bir ağıt gibi düşmekte şimdi zaman

Ve ben dilimde türküm

Ağıdımı yakmaktayım

Ve siz kar mı gözyaşı mı bilemediğiniz yüzümü seyretmekte

ÇOCUĞUN TÜRKÜSÜ


Acı yakar geçer suratımı

Bir flüt çıkarabilir mi bir kavalın sesini
 
Az önce kar yağdı üstüne tüm insanlığın

Eller o soğukta çınlayan eller

Söyledi türküsünü Ankara'nın

Kavala dokundu acısı

İçi yaş almış çocuğun

Az önce kar yağdı kirpiklerine

Eller o sokakta yaşam için eller

Ellerimiz sular gibi yolcu 

Bizim ellerimiz

ELBET



Kaçmalı tomurcuktan

 

Ardına bakmadan çevirmeli yüzünü 


Elbet bir gün solacak

 

Ve kavuşacak


Kaçmalı tomurcuktan 


Şimdi ürkek ve tedirgin bir bekleyiş


Açmasın söyle ona 


Kokusu sarmasın bahçeleri


Rengi kaplamasın baharı


Elbet bir gün solacak 


Ve kavuşacak


Olduğu şeye karışacak


Yine de gelene kadar zamanı


Kaçmalı tomurcuktan..



Kendine deneme



Yok olan yazılarım var. Yaşanan anıların asla o anki sıcaklığıyla bilinememesi gibi belli belirsiz dilime dolanıyor kelimeler. Bir kedinin koltuğu tırmalaması gibi tatlı tatlı tırmalıyor zihnimi. 

Aynısını yazamam, yaşananları yaşayamam tekrar ve geri de alamam. Tıpkı kopan bi çiçek gibi tıpkı söylenen ve yürekte yankılanan kelimeler gibi. Argadini diyor ya filmde adam,  işte şu durumuma söylenecek tek kelime bu olsa gerek. Silinen silindi, argadini, çok geç! 


Kavak mı çınar mı hep karıştırdığım ağacın gövdesinde sallanan bir kuşun, fırıldak gibi dönen yapraklarla naif dansı gözlerime doluyor şimdi. O andayım, uyku bastırmış, geniş pencereden izliyorum ağaçları... Ömrüm gibi gencecik salınıyor ağaç. Kuş ağaca neden ve nasıl güvenmiş sorguluyorum her gidiş gelişte. 


Birazdan uyuyakalacağım, bi düşün içinde bulacağım kendimi. Bir beyaz elbisenin içinde. Uzun yumuşacık bi elbise, suya değecek elbisenin uçları. İçindeki usul dalgalanma yok olacak, yavaş yavaş ilerleyeceğim, su ağırlaşacak gitgide ömrüm gibi. 


Zihnim bi veda yaratacak, elim önce okşar gibi denize değecek ve sonra karşıya döneceğim, martısıyla kokusuyla içime büyük ve yüklü bir nefes çekeceğim ve argadini diyeceğim. Bir garip veda olacak bu. Kimseler yok çünkü çevrede, böylece anlayacağım ki rüyadayım.


Uyanacağım. Kabus mu rüya mı düşüneceğim belli belirsiz. Nereden ve nasıl çıktı bu rüya? Kalp atışlarımı dinlediğimi fark edeceğim sonra. Tavana değecek gözlerim, insanların anlayamadığı bi boşlukla ben içime dalacağım. Sonra kendime geleceğim ve doğrulacağım.  Kahve yapacağım kahve; bana,  ağaca, bir de ömrümüze..

SON ŞİİR



Bu benim son şiirim


Bunlar  son birikintilerim


Konuştuğum deryam kurudu


Lal oldum iyiden iyiye


Öyle uzun olmuş ki konuşmayalı


Sesim bile yabancı şimdi


Bu benim son şiirim


Her biri bir kar tanesiydi onların


Etraflarındaki o kara duman onların kesik soluğuydu


Ucuz insanların ucuz çığlıklarıydı tüm bildikleri


Sandılar ki yok olur kalpleri


Sandılar ki unutulur sevdaları


Sandılar ki küllenir düşünceleri


Bilir misiniz insanlar böyledir çünkü


Sezilmek istemezler; yürekleri anlaşılsın


Acıları, hayal kırıklıkları ortaya çıksın istemezler


Anlaşılmamak ve bunun rahatlığıyla nefes almak kolaydır.


Çünkü doğru söyleyeni kalbi türkü yapanı sevmezler!


Duyuyor musun yüreğimdeki o kalakalmışlığı?


Şu an ne yapmak istiyorum biliyor musun?


Bağıra bağıra şiir okumak, şu an tek istediğim!


Neydi bizi bu hale getiren?


Neydi bunu yaptırabilen alçak güç?


Anlamıyorsunuz değil mi?


Ne söylesem boş, ne söylesem kuru lakırdı


Bir şairi yakamazsınız!


Bir sanatçı sizin ucuz kibritlerinizle ölmez!


Bir şair ancak şiirinin önünde can verir.


Bir sanatçı ancak sanatının önüne eğilir.


Ölüm dediğin kolay gelir sana belki ama


Kolay olan senin düşünceden yoksun zihninden çıkan


Gürültüden ibaret söylemindir.


Ölen yok! Yanan yüreklerimiz dışında kimseye diyecek kelime yumaklarımız da yok.


Bu yanan yürekleri yakan o ucuz kibrit değil


Bir karın yağarken getirdiği umutlu sıcaklığı bu


Ve onlar 


O güzel insanlar bizimle


Yazın solan çiçek kışın eşsizce açıyor.


Sim döküyor geçtiği sokaklara…

4 Haziran 2022 Cumartesi

GÜNEŞE TÜRKÜ

 

Güneşi verin bana 


Kapansın gözlerim kuytusunda


Isınsın ellerim, hep üşürler


Güneşi verin bana


Korkular kapıma üşüşürler yoksa 


Bağırsam yok 


Anlatsam eksik

 

Güneşi verin bana! 


Uzansın ömrüm çimenlerine 


Genişlesin zaman 


Serilsin gözlerim ufka doğru 


Verin işte güneşi, iyileşeyim! 

31 Mayıs 2022 Salı

BİTEN




Gönül gözüm açılmış 

Sarı hare yeşile çalmış 

Bugün küçücük bir karede

Bir yürek suya varmış 

Bugün küçücük bir karede 

Boşluktan başkası kalmamış.

HİS

Arabanın aynasında ben 

Saçlarıma güneş düşmüş 

Ağaçlar gerimizde kalmış 

Ne dönüp bakabiliyorum bıraktıklarıma

Ne de alabiliyorum ömrümden gözlerimi 

Yolunu bilen araba götürüyor yolcuları

Bir müzik geliyor radyodan 

Bir mırıltı uzanıyor mikrofona

Arabanın aynasında ben 

Gözlerime güneş düşmüş 

Gözyaşlarım geride kalmış 

Ne uzanıp silebiliyorum yanağımı

Ne de alabiliyorum tuzlu tadını 

Yolunu bilen araba götürüyor işte 

Aldığını götürüyor öylece 

Sen, ben yani biz

Seviniyoruz gidebildiğimize... 



 

6 Mayıs 2022 Cuma

TINI



Bir otobüs koltuğunda 

Bir çocuğun gözü olmak

 

Ayrıntılar arasında bir tınıya tutunmak 

İZ

 

   


Yürüdü salkım saçak

Kardaki izleri gözündeki yaşa karışarak...

KARA

Soluğu kesildi bülbülün  Kanatları siyaha boyandı  Yıkıntılar arasında bir hıçkırıktı adı  Soluğu kesildi bebeğin Ağlayan teni bi bilinmeze ...