Hissetmiyorum uzun zamandır. Yaptığım tek şey kendime "küçük sevinçler bulmak". Diyor ya hani
"Bir cümle..
Bir insan..
Bir dost sıcaklığı...
Bir çocuk gülümsemesi gibi
Küçük sevinçler bulmalıyım..."
Arıyorum, hep aradım. Bir anlamdı aradığım yaşadığım hayata, yaşamaya biçebileceğim ve zihnimi rahatlatacak bir anlam. Sürüden ayrılmaya başladığını fark ettiğinde öyle olur çünkü. Başka bir sürü bulamazsın sürüden ayrılanların arasında. Alışmışsındır ama bir sürünün parçası olmaya. Zor gelir anlam bulmak. Bulduğunu zannedersin, beylik beylik konuşursun soranlara. Seyirci kalmamak için dersin, gururla (!) Gözün açılır sonra...
Ne için? Neden?
Aynada gördüğüm bir dev mi gerçekten? Yoksa insanlık sığlaşıyor mu kuruyan denizler gibi? Gözlerime bakıyorum aynada, dimdik bakıyorum o surata. Kimsenin bilemediği değişenleriyle inceliyorum onu. Ayna kırılsa bir masalın parçası olur muyum ben de? Kaybolabilir miyim bana biçilen masalda? Ben bile bilemiyorum hangisi gerçek benim. Bir yarayla yaşamaya alıştım. Tıpkı Elwood ve Harvey gibi. Beklentisizlik mi beni böyle korkusuz yapan yoksa kendime bir rol mü bu biçtiğim? Bir süredir televizyon izlemiyorum belki de o yüzden böyleyim. Gideyim bir kahve yapayım bari. Bu kez bana, Harvey'e bir de zihnimize...




